The Deep Tone | Blog
The Deep Tone kitap yazari ve blogger yazari
the deep tone, deeptone, deeptone blog, blog, kitap, the deep tone kitaplar, sade ve derin, derin mavi, the deep, deep
22
paged,page-template,page-template-blog-template5,page-template-blog-template5-php,page,page-id-22,paged-2,page-paged-2,ajax_updown,page_not_loaded,
 

FİLM SEÇKİSİ 10

02 Ara 2016

kore

KİRACININ BÖYLESİ

L’etudiante et Monsieur Henri, 2015, Fransa

Yaşlı ve huysuz bir amcanın evine genç bir kız kiracı olarak gelir. Huysuz amca kızdan onun için bir şey yapmasını ister. Tatlı ve komik bir film. Not:3/4

İNGİLİZCE MİNGİLİZCE

English Vinglish, 2012, Hindistan

Hintli bir ev kadını sadece çocuklarına bakar ve lokma yapar. Evde herkes İngilizce bilmektedir, o dışında. O da İngilizce öğrenmeye karar verir. Hoş, güzel, komik, sevimli. Not:3/4

İÇ GÜZELLİK

The Beauty Inside, 2015, G.Kore

Bir oğlan bir kıza aşık olur. Ancak oğlan her sabah başka biri olarak uyanmaktadır. Ruhu aynıdır ama bedeni her gün değişir. Kıza aşkını nasıl gösterebilecektir. Romantik ve güzel bir film. Not:3/4

TAŞ

02 Ara 2016

atlikarinca

(Kavas Hüdai anlatıyor)

Adama çok kızmıştık, paramızı eksik veriyordu. Alüminyum tencereleri aldık. İçine taş doldurduk. Bütün tencerelerin içine birkaç yüz gramlık taş koyduk. Tencereleri biraz da ezdik. İçindeki taşlar belli olmuyordu.

Gittik adamın yerine, sanayiden alüminyum tencere topladık dedik, iç içe koyduk, ezdik, sen zahmet etme, biz tartarız dedik. Getirin bakayım dedi. Götürdük önüne 15-20 tencere, baktı, hoşuna gitti, helal lan size, dedi. Kapakları görüyor tabii.

Tartıya koyun tartın dedi. Normalde birkaç kilo gelecek tencereler, biz çektirdik onsekiz kilo. Parayı aldık. Bir daha oraya gitmedik.

Bir kafe vardı, hep giderdik, arkasında da han vardı, handa deri işlerlerdi, deri ceket filan işte, işe yaramaz deri parçalarını da aşağı atarlardı. Kafeyi yaşlı bir adam işletirdi, adisyon hiç yazmazdı. Bu kafede biz hep aynı şeyi yapardık.

Kola, fanta, soda söylerdik. Birkaç tane, sonra birkaç tane daha. Bir kısmını pencereden aşağı atardık, o derilerin üstüne. Biz kafenin üst katında otururduk hep. Sonra hesap için yaşlı adamı yukarı çağırırdık. Adam, hesap tutmadığı için hiç bilemezdi kaç tane içtiğimizi, hep az öderdik. Çıkarken de pencerenin altından alırdık hepsini. Az hesap öderdik.

Kuaförde yedi sene çalıştım, askere kadar. Gündüz torna tesviye, akşam masörlük. Akşam altıdan, yediden sonra, bire kadar. Çalışmadığım iş kalmadı. Bütün işlerimi bir gün bırakıyor, para kazanacağım başka işe geçiyordum, bir sigarayı bırakamadım. Çok seviyorum. Sigara benim sevgilim, bırakmayı denediğim zaman yedi bela hüsnü oluyorum sanki, sigara benim Despina’m. Ona öyle derim ben. Despina’mı bırakırsam onu aldatmış gibi hissederim kendimi.

ÜMRANİYELİ NURNİNA

02 Ara 2016

umraniye

Ben Nurnina işte tanıyorsunuz, kapalı kız. Ailesiyle yaşayan. Üsküdar’daydık ama Ümraniye’ye taşındık. Ama her gün Moda’dayız arkadaşlarla. Kısa bir süre Duru Tiyatro’nun aşağısında da oturmuştuk. Kurbağalı Dereye doğru inen bölge. Taşındık işte ama ne taşınmaksa artık hep Moda’dayız.

Ali Usta, Kırıntı, Myhoş, Caribou, burlarda oturuyoruz akşamları. Moda sakin ve güzel ve bağımlılık yapar insanda ben diyeyim size. Tabii kiracıysan Allah yardım etsin o başka. Çook pahalı. Kiralar üç beş bin, ev almak istesen iki trilyon. Kedi köpeğin olmazsa Modalı da olamazsın ahaha.

İkinci üniversite kaydımı yaptırdım açıköğretim. İlahiyat. Haftanın dört günü kursa gidiyorum. Tecvid ve Arapça. Hafta sonu bebek mağazası arkadaşlarla devam. Bir ara pazarlamacılık yapıyordum ama zor iş, insanlarla çalışmak zor, insan insanı üzüyor.

O işten çıktım şimdi eskiden çalıştığım bebek mağazasında haftada iki gün çalışıyorum bana yetiyor. Mağaza Ümraniye’de. Bütün çocukluğum Moda’da geçti ya ama dün akşam mesela grup halinde yine oturduk yemek yedik, erkek arkadaşlarımız, çocukluktan beri görüştüğümüz, Moda sahada maç yaptılar, Moda camiinin orda.

Bütün esnafları da tanırız, Tek büfesi mesela veya Ayı’nın aşağısındaki kafeler. Kahvaltıda Karafırın çok iyidir. Van da kahvaltıda çok iyi. Ömer Öztürk var bizim arkadaş, vapurda çay simit sohbet programını sunan, o da Modalı işte. Caribou’da cheese kek browni karışımı bir şey var nefis yani. Myhoş’da kahvaltı iyi. Kırıntı’da yemekler güzel. Ah, Kırıntı’nın brownisi muhteşem.

Tatlı, değdiği yere bulaşırmış bize de bulaşır belki biz de başkalarına bulaşırız ondan yiyorum ben tatlı. Mağaza müziğine bile oynarız biz yolda, çok tatlıyız da ondan.

İnsanın iyi olması kendinle alakalı bir şey. Zaman her şeyi öğretiyor. Her şey daha mükemmel değil ama ben daha iyiyim ama çok daha iyi.

MAYDANOZLU BEYİN SALATASI

02 Ara 2016

maydonoz-beyin

(Kavas Hüdai anlatıyor)

Bilmem farkında mısınız her gün yeni bir kampanya ile karşılaşıyoruz. En ünlü bir butik veya tanınmış, bebe giyiminde öncülük eden firmalar. Yılda üç dört kez indirime girer. % 50 indirim diye büyük afişlerle reklamlarını yaparlar. Burada butik ismi vermiyorum reklama girmesin diye.
Malum etikette şu rakamları görürsünüz. 14,90, 39,90 veya 49,90, 149,90. Bu aslında alıcının beynini yanıltmak için reklam şirketlerinin büyük algı operasyonu. Şuna 40tl veya 50 tl yazmazlar. Çünkü 49,90, 50 tl den çok düşüktür sanki. Ama aralarında yalnızca iadesi olmayan 10 krş vardır.
Her neyse aslında konumuz bu da değil ama bundan yıllar evvel başımdan geçen benim için şu anlar büyük önem kazanan anı. Yıllar sonra düşündükçe büyük önem kazandı.
O yılların özlemiyle yanan ben. O yıllarda bu konuya muhatap olanlar şimdilerde hayatta değillerdir. Çünkü ben 11-12 yaşlarındayken onların yaşları 50 ile 65 yaşlarındaydı.  Aileme bakabilmek için bulunmuş olduğum kentin en işlek ve en çok doktorların bulunduğu sokakta bir eczanede çıraklık yapmaya başladım. Aynı apartmanın çatı katında oturan Amerika’ da ihtisas yapmış ‘’Ruh ve Beyin ‘’ mütehassısı ile girişte bulunan eczanenin sahibesi eczacı hanım çok sıkı dosttular ve günün kritiğini yapmak için akşam 16,30 gibi bizim eczanede buluşurlardı. Doktor bey 1.90 boylarında iri elleri ve iri ayakları olan insan azmanı gibi birisiydi. Eczacı hanımsa gerçek bir salon hanım efendisiydi oturuşu kalkışı konuşmasıyla hayran olunacak kişilerdendi. Her akşam saat 16,30’da doktor bey eczanenin kapısından girdiğinde ‘’Veri guttu deyyyy ‘’ diye giriş yapar ve o oturmak için can attığımız eczacı hanımın küçük çiçeklerle ve küçük, ilgi dağıtan biblolarla dolu küçük yazıhanesinin koltuklarında oturur konuşurlardı.
Aradan ya on dakika ya da on beş dakika geçtiğinde yüzünü bankoya döner ‘’ Evlat bana 1 tl lik şambali ‘’ alırmısın derdi. O yıllarda Halep baklavası ve şambali tatlısı büyük sinilerle üç tekerlekli arabaların içinde satılırdı. El arabasının başında bir lüks lambası ve beyaz önlüklü, tırnakları kesik, sakalları kesik, saçı taranmış, nezaket kurallarını ve tatlıları satmada usta olan tatlıcılar vardı. Bizim sokağın tatlıcısı en meşhurlarındandı.  Doktor beyin istediğini almak için tatlıcının yanına gider
( 1 tl lik ) şambali verir misiniz derdim. Alır gelir bir tabağın içine koyar ikram ederdim. Bu böyle 6 ay kadar devam etti, baktım ki tatlıcının surat şekli değişmeye başladı. Bir sabah eczacı hanıma bu olayları anlattım. Tatlıcı bozuluyor (1tl lik) alıyorum diye, ben bundan sonra almam haberiniz olsun dediğimde, aman  sen ne yapıyorsun doktor beyi kıramayız ama bu 1 tl lik mevzuyu öğrenelim dedi. Akşamı bekler olduk veeeeee saat 16,30, doktor bey kapıdan girer girmez yine
‘’Veri guttu deyyyy ‘’ diyerek eczacı hanımın yanına oturdu ve İngilizce konuşmaya başladılar. Eczacı hanım konuyu anlatmış olacak ki, doktor bey,  evlat bi gel otur önüme anlatayım sana, dedi.
Amerika’ da ihtisas yaparken hocası söylemiş,  beyninizin algıladığı kadarını yiyin. Yani sizin vücudunuz beyninize uyarı gönderir, 1 tl lik tatlı ve 1 tl lik tatlının içindeki irmik, yağ, un, şeker, fıstık ve hindistan cevizi lazım diye. Sizin canınız ancak bu kadarını çeker ve yersiniz.
İhtiyaçtan fazlası ise vücudumuzda istemediğimiz hasarlara sebep olacaktır. Hayatımda hep şuna dikkat etmişimdir.  Az yemek dengeli beslenme. Az uyku.  Ve bolca kitap. O mütehassıs bunları anlattı bana. 1 tl nin sırrı buymuş. Bir de very good today diyormuş. Bugün iyi bir gün.

Siz siz olun siz de bunlara uyun. Beyninizin algıladığından fazla yemeyin, tüketmeyin.

BLACK MIRROR

02 Ara 2016

mirror

Kara Ayna anlamına gelen bu dizinin ismi telefon, televizyon, bilgisayar ekranlarının siyah olmasından geliyor. Hepimiz bir şekilde kara ayna bağımlısı olduk. Yolda ve gündelik yaşamda hepimizin gözü kara aynalarda.

Black Mirror, günümüz teknolojisi ve internetin hayatımızdaki rolünü anlatıyor. Düşündüğümüzden daha fazla etkisi altındayız ekranların. Bu eleştiri gibi gözükebilir ama değil. Bir şekilde şikayet edenler var aramızda teknolojik aygıtlardan. Hepimiz doğayı özlüyoruz elbette.

Ancak bu bir gerçek ve doğal sonuç. Geriye dönülemez. Yıllar geçtikçe hayatımız teknolojik olacak yani hayat bu ve böyle. Kişisel karşı koyuşlarımız olabilir ancak artık hayatımız ekransal. Bu dizi bu olguyu çok etkileyici işliyor.

İlk sezon ilk bölüm biraz iğrenç başlasa da çarpıcı bir ikinci bölüm var. İlk sezonun zirvesi, ikinci bölüm. İkinci sezonun birinci ve ikinci bölümleri yine şok. Üçüncü sezon ise yedi bölüm ve yedisi de unutulacak gibi değil. Bazı bölümler sakin bazı bölümler aksiyon dolu ancak üçüncü sezon hiç kolay lokma değil.

Bu diziyi izleyin.

Not: Dizi yazmışken, son yıllarda izlediklerimden birkaç süper dizi, tekrar söyleyeyim. Kill Me Heal Me, The Wire, The Mentalist, The Americans, Bron/Broen, Hell On Wheels, Borgen, Sense 8, Metal Simyacı, Forbrydelsen, True Detective ve How I Met elbette bir de kişisel en sevdiğim Kara Ekmek.

COHEN

02 Ara 2016

cohen

5-6 yıl önce İstanbul konserleri vardı, güzeldi, kapıda CD satılıyordu, o turnede Cohen Avrupa’yı da gezerken o şapkasıyla, bir ülkedeki konserinde tökezleyip düşmüştü, yaşlı filozof.

Bir hafta önce onun romanını okuyup yazmıştım ve romanlarının değil de şarkılarının daha iyi olduğunu söylemiştim. Şarkıları hep şiir gibi zaten.

İnsan her zaman merak ediyor o şiirleri kimlere yazdı diye. Suzanna kimdi. Cohen, koyu Musevi aileden gelen biri ama Budist oluyor ancak Musevi cemaati onu pek seviyor. Yunanistan’da, Montreal’de, A.B.D. de yaşadığı yerlerde onu çok severler.

Yunanistan’da yaşadığı dönemde bir sevgilisi var. Bu sevgilisi çok yakın zamanda ölmek üzere iken bunu öğrenen Cohen ona bir mektup yazıp yolluyor. Diyor ki, üzülme nasıl olsa cennette birlikte olacağız, ben de geleceğim yakında. Eski sevgilisi bunu ölmeden önce okuyor ve gülümsüyor.

Cohen çok alçakgönüllü biri. Belki çocukluğundaki yoğun dindarlıktan. Zaten hayatında din hep etkili. Kanadalı olduğu için özellikle Montreal’de seveni çok, komşusu çok. Hiç de ünlü bir şarkıcı gibi değil. Zaten giyimi ve şapkasıyla gezerken hani parka bile şık giden dedelere benziyor.

Stili olan bir müzisyen. İyi müzisyen iyi adam.

ANNEM

02 Ara 2016

annem

Annem bizler ev işleri ve kendi işi dışında hiçbir şeyle ilgilenmeye zaman bulamaz. İşine gider gelir, evle ilgilenir, yemek yapar ve bizle ilgilenir.

Sürekli olarak istediklerimizi alır, sanki hep bizim için alışveriştedir. Anne, jimnastik giysisi alsana, anne bot alsana, anne kek yapsana. Hep bizi bir yerlere taşır arabasıyla. Okula kursa spora arkadaşlara.

Annem bunları yapmayı çok sever. Hep der ki, şimdi bana ihtiyacınız var ve ben sizin istediklerinizi yapmayı çok seviyorum, mutlu oluyorum, ilerde bana ihtiyacınız olmuycak o yüzden şimdi bunun tadını çıkarayım.

Anne, montumu unuttum anne aypedimi unuttum metro durağına getirsene, anne molpedimi unuttum, okula bi gelsen, günlerimiz böyle geçer. Bazen üstümüze düşse de aslında hepimiz memnunuz bundan. Annem bizim hayatımızı kolaylaştırır.

Annemiz hep annedir yani. Aslında annelerin genelde iki yönü vardır. Anne gibi davrananlar ve kadın gibi davrananlar. Anneler anne gibi davrandığı zaman iyidir, sadece şefkatlidir. Ama bazen kadın gibi davranan anneler de vardır, o zaman iyi olmazlar. Kadın gibi olunca bazen kıskanç olabilirler, mesela çocuğu çok gezse gezdiğini kıskanır. Annenin kadın gibi değil de anne gibi davrananı her zaman daha iyi.

Ah bizim annemiz evlilik gazisiyim ben der. Evlendim ve işte hep iş hep iş, koştur dur, evlilik annelik beni yedi bitirdi. Ama iyi ki varsınız der bir de.

 

Foto: Nymph, önünde çeşme var, su akıyor, elindeki istiridye kabuğu şeklindeki taşa, Bergama’da.

BLOGLARDAN SEÇMELER 4

12 Kas 2016

secmeler

BİLGE VE ANNESİ

Bilge ve ailesinin gündelik yaşamı, annesi anlatıyor bize, bizden bir aile işte. Tanıyın siz deee.

https://bilgeveannesi.blogspot.com.tr/

NAGEHAN

O da bizim moda giyim bakım kozmetik ve ürün tanıtan arkadaşlarımızdan. Kozmetikçiler aramızda en iyi çalışan blogçu grubu sayılırlar. Blogda da gündelik yaşamda da aktiftir ve görüşürler birbirleriyle.

http://bornova74.blogspot.com.tr/

ELİF

Yeni bloguyla tekrar aramızda ve o nefis yazılar yazıyor. Mutlaka tanışın.

http://bikucukelifmeselesi.blogspot.com.tr/

MEHMET DEMİR

Kültür sanat edebiyat yazılarını okuyun. Faydalı bir blogçu geldi aramıza.

http://dandikyazar.blogspot.com.tr/

ŞERİFE GÜLER

Anne bebek ev mutfak bakım aile blogçusu ve o yeni şekerlerimizden.

http://herteldehayat.blogspot.com.tr/

EZGİ

Hüzünlü, geceye dönük, biraz karanlık ama derin ve kısa yazılarıyla aramızda en yenilerden o.

https://derindenezgiler.blogspot.com.tr/

LENA HEY

Bir arkadaşımız daha yeni bloguyla aramıza döndü o da bizim eski şekerlerden biri. Kankalardan.

https://lenadannotlar.blogspot.com.tr/

DÖRDÜNCÜ TEKİL ŞAHIS

Eskilerden ve herkesin sevdiği ciciş arkadaşımız da aramıza döndü, arkadaşlığı en iyilerdendir o da.

http://mutlulugundibi.blogspot.com.tr/

AYSEL EZİMOVA

Kore ve Japon müzikleri keşifçisidir o ve ayrıca benim en iyi arkadaşlarım arasındadır. Onun sayesinde birçok müzik anime ve dizi keşfettim. Siz de en yeni keşiflerine bir bakın. Bloguna ayrıca bazı mavi şeyler diyor, ne güzel isim.

http://seymenleyla.blogspot.com.tr/

BİR TERAZİNİN GÜNLÜĞÜ

Heeey çok eski bir arkadaşımız döndü ki o da hepimizin sevdiğidir.

http://birteraziningunlugu.blogspot.com.tr/

AYTÜL

Çoook yeni oo ama bir okuyun ne hoş anlatıyor mah-i efruze.

http://mahiefruze.blogspot.com.tr/

Hepimize iyi neşeli huzurlu hafta sonu olsuuun.

KİTAP ÇIKARAN BLOGÇULAR

12 Kas 2016

kitap

AN’LAR MI? ANILAR MI? GERİYE KALAN
Makbule Abalı
Alzheimer’li Bir Hastanın Yakını Olmak
Sevgili blog arkadaşımız, biricik hocamız, iyi kalpli duygusal ablamız Makbule Abalı’nın bu kitabı bir çok yönden çok etkileyici.
Öncelikle bütün hayatı öğretmenlikle geçmiş bir insanın eğitim çocuklar hayat sevgi üzerine şaşırtıcı bir bilgelikle yazdığı bir kitap bu.
Kitabın adı zaten duygulu. Kitabı okuduktan sonra ise ben bu kitaba bir isim daha buldum: Kuşlar Çiçekler Umutlar Hayaller. Çünkü hocamız yaşadığı ortamlar nedeniyle bir yandan doğayı, kuşları, çiçekleri iyi biliyor ve dünyayı farkediyor, diğer yandan da yaşamın her türlü zorluğuna rağmen acılara rağmen onca kötülüğe rağmen hayallerimiz ve umutlarımızdan vazgeçmememizi öğütlüyor bize.
Kitap, daha ilk üç sayfada duygu yüküyle gözlerinizi yaşartıyor, önsöz, sunuş ve teşekkürle. Bir anda uzun ve verimli bir eğitim hayatının sonunda süzülen satırları okuyacağınızı hissediyorsunuz. Sonra yazılar başlıyor. Eğitim öğretim okullar hayat üzerine çok deneyimli bir öğretmenimizin düşünceleri ve anıları diyebiliriz.
Sevecen, hoşgörülü ve çok aydınlık bir öğretmenin hepimize ışık olacak düşünceleri. Çünkü hocamız bir rehber danışman eğitimci.
Ardından kitabın son bölümünde sevgili Makbule hocamızın annesi yine bir öğretmen Müzeyyen Gültekin’in yaşamını, öğretmenliğini, çocuklarını, eşini ve daha sonra yakalandığı Alzheimer hastalığı ile hayatının nasıl bambaşka olduğunu ve yaş alan Müzeyyen hocamızın nasıl bir çocuğa dönüştüğünü görüyoruz. Ve tüm ailenin ve daha sonra doktorların onunla nasıl ilgilendiğini. Makbule hocamızın bu sevecen anıları baştan sona gözyaşlarıyla okunuyor. Gülümserken ağlayarak.
Kitabın sonunda Müzeyyen hocamızın bir yemek tarifi var ki bir zamanlar ailenin gözdesiymiş.
Vanilyalı Ay Kurabiyesi
Malzemeler:
275 gram un (yaklaşık 2 su bardağı)
100 gram soyulmuş badem (1 su bardağından az)
200 gram tereyağı
130 gram pudra şekeri (yaklaşık 1 su bardağı)
1 paket vanilya
1/2 limon kabuğu rendesi
Un elenir, tereyağıyla kıyılır. Badem soyulur, makineden geçirilir, Pudra şekeri, vanilya, limon kabuğu rendesi eklenir. Bir hamur yapılır, fındık büyüklüğünde parçalara ayrılır. Ay şekli verilir. Fırında hafif pembeleştirilir. İçine vanilya konmuş pudra şekerine bulanır.
Makbule Abalı öğretmenimizin blogunun adı “Uçun Kuşlar” da annesi Müzeyyen öğretmenimizin en sevdiği şarkı.
Bu kitabın geliri öğretmenimize değil Mersin’deki Alzheimer Derneği Yaşlı Yaşam Merkezi’ne aktarılacak. O nedenle bence hepimiz alalım, destek olalım.
Hayat üzerine bir yardımcı ders kitabı gibi olan bu çarpıcı kitabı okuyun.

Not:4/4

http://ucunkuslar.blogspot.com.tr/

YURT ÖZLEMİ

12 Kas 2016

yurt

Black&White fotomu instaya attım. Kitap siparişi yaptım.

Yurt odalarını özledim. O zaman da evi özlerdim. Yurt odasında bebe bisküvisi ve nesquikli süt gecelerimi özledim. Oda arkadaşlarıma trip atmayı özledim. Yılbaşında yurt odasında kızlarla film izlemeyi cips yemeyi de.

Yurtta çektiğimiz fotolara bakıp gülüyorum. Güderi montumu çamaşır makinesine atmıştım da kaskatı olmuştu. Kızlarla hep okuldaki erkekleri stalklardık, her şeylerini bilirdik. Aynı odanın içinde birbirimize ses kaydı yollardık.

Aşağıda salonda televizyon izlerken çoraplarımızı çekerdik, çorap çekerken ben, diye espri yapardık. Hangimiz ayna önünde daha güzel insta fotosu çekeceğiz diye bütün gece foto çekerdik. Gece arkadaşlar uyuduktan sonra gecem başlardı, telefon ışığıyla sabahı ederdim. Dostoyevski aşkım yurt odamda başlamıştı. Bir de Jack Kerouac. Senin için roman yazacağım Cek derdim.

Köpeğim Daisy’nin öldüğünü babam haber verince ne ağlamıştım gecelerce, derse girememiştim. Günlerce Starbucksa gidip en sert kahvelerle sarhoş olmuştum. Ay şunların arasında ne var diye merak ederdim hep. Vize haftalarını bile özledim. Çalışmama bahanelerini.

Boş boş sebeplerden zırlaya zırlaya odama girmeyi özledim. Yataklarımızda yatarken komik şiirler, şarkılar söylemeyi, dizileri taklit etmeyi, yemek programı, evlenme programı yapmayı özledim. Dersten çıkıp koşa koşa odama gidip uyumayı.

Ödevleri yapmadığım, dersleri çalışmadığım o boş okul günlerini özledim. Kampüsü özledim. Okul biteli çok olmasa da yine de özledim.