The Deep Tone | Blog
The Deep Tone kitap yazari ve blogger yazari
the deep tone, deeptone, deeptone blog, blog, kitap, the deep tone kitaplar, sade ve derin, derin mavi, the deep, deep
22
paged,page-template,page-template-blog-template5,page-template-blog-template5-php,page,page-id-22,paged-3,page-paged-3,ajax_updown,page_not_loaded,
 

İLK AŞK

12 Kas 2016

ask

Ayhan amca bu sabah çok duyguluydu. Facebook’ta gezerken ilk aşkını bulmuştu. Nurşen hanımı. Ayhan amca, üniversiteyi bitirip de askere giderken liseden sınıf arkadaşı Nurşen’i seviyordu. Ona, beni bekler misin demişti, Nurşen de, sen git bakalım, bilemem, diye cevap vermişti. Ayhan amca askerden döndüğünde Nurşen başka bir şehirde öğretmenlik yapıyordu. Ayhan amca hemen o şehire gitmişti ve Nurşen’in okulunun kapısına gitmiş ve çıkışta onu beklemişti. Nurşen, çıkışta bir erkek öğretmenle gülüşerek yürümüş, amca onları takip etmiş ve bir kafede neşeli bir halde yemek yerken görmüş ve o şehirden uzaklaşmıştı.

Sonra Ayhan amca evlendi, çoluk çocuğa karıştı ama ilk aşkını unutamadı. Bu sabah feyste buldu Nurşen’i. İstek gönderdi, Nurşen de kabul etti. Amca, Nurşen’in fotolarına baktı. Emekli öğretmen Nurşen, fotoğraflarda hep Türk bayraklarıyla poz veriyordu. Gülümsedi amca ve Nurşen hanıma merhaba, beni hatırladın mı, diye yazdı. Nurşen de tabii ki hatırladım, diye cevap verdi. Ayhan amca devam edemedi, çünkü, ne diyeceğini bilmiyordu. Ama feysi kapattıktan sonra, gençliğinin şarkılarını açtı, romantik şarkıları dinledi, iç çekti ve alttaki satırları yazdı. Bunları Nurşen hanıma feysten yazmak isterdi ama yapamazdı.

“En son Tarık Akan’dı. Bizim yaş grubunu üzen bizim dönemin yakışıklısı romantik aşığı. Sanki beş altı yaş daha büyüyüversek o dönemin romantizmini, büyük aşkları, sıcacık sevgileri yaşayacaktık o zamanlar.

Biz uğrunda ölecek kadar sevdiğimiz karşı cinsimize seni seviyorum bile diyemez bir kutsal mahcubiyet taşır sadece belli eder gözlerimiz, titrek hareketlerimiz ve heyecanlarımızla en yakın arkadaşlarımıza açılırdık. Aşk o kadar kutsaldı ki sözcüğün bir türlü içine giremez etrafında dolaşırdık.

Bizlerin bu aşk hikayelerinin “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar gibi” bir şarkısı vardı, kısa saçlar vardı, r harfini ö ile söyleyen sevimli bir konuşma vardı. Bu büyük aşkı yaşayan bizlerde bir olgunluk, terbiye ve asalet vardı. Siyah kaşe kruvaze ceketimiz, devrin uzun yakalı gömlekleri ve kalın iri desenli kravatlarımız vardı. Sevdiğimiz de tek parça bir elbise sade bir ayakkabı ve belinde ince bir kemer giyerdi. Tertemiz ve ütülü sevdiğimize hürmeten. Ne bulursak giymez, saç sakal bırakmazdık.

Tarık Akan gibi uzatmaya çalıştığımız saçlarımız Emel Sayın gibi güzel elleri olan sevdiğimiz vardı. Kısmetimizde olmayan bu sevginin ve sevgilinin biliyorum ki kırkaltı yıllık bir mazisi var. Aynı bir fincan kahvenin hatırı gibi.

Bizim dönemimiz de işte sona doğru yelken açtı ikinci bahar falan diyerek yarı inanarak yarı kandırmaca…”

Not: Öykü yazmak isteyenin ayağına gelirmiş öykü konusu. Bu kağıt parçasını yolda buldum, öykümde tırnak içindeki kısmı belli ki bir amca yazmış, sonra da kağıdı düşürmüş. Ben de böyle kurguladım işte.

ÇORBA PARASI

12 Kas 2016

corba

Allah her zaman önümüze bir şeyler çıkartır, insanlar çıkartır, bunlardan hayır veya şer gelir, dünyada kötülük çoktur, çevremiz kötülük doludur. Allah bizi korur çeşitli şekillerde, belki de melekleri korur bizi. Meleklerin kanatları bütün dünyayı kaplar.

Bunlar nerden geldi aklıma. Babam beni bir iş için Balıkesir’e gönderdi. Birinden belge ve para almak lazımmış. Balıkesir’de askeriye varmış, nizamiye önünde o birinden o şeyleri alacakmışım. Babam dedi ki, Simay kızım, sen beceriklisin, hadi şu işi yapıver, babam hastaydı da o yüzden, tamam babişko giderim.

Şişli meydanında Ziraat Bankası’ndan para çektim. Şişli Camiine yakın otobüs durağı var, oraya yürümeye başladım. Yanıma esmer, kirli sakallı bir amca yanaştı, kızım bir çorba parası verir misin, dedi. Durdum cebimde ne varsa çıkardım, hiç bakmadan verdim amcaya, iki ayrı cebimde de para vardı, birinde günlük az, diğerinde yol için. Amca, nereye gidiyorsun kızım, dedi. Balıkesir’e gidiyorum iş için diye yanıtladım. Uğurlar olsun kızım, dedi.

Otobüs durağına gittim, otobüse bindim, Taksim’den bir servise binip otogara giderim diye düşünmüştüm. Otobüste baktım, amca bana bakıyordu, durağa gelmiş herhalde, otobüs camından gördüm dışarıdaydı. Otobüsle Osmanbey civarındaydım, daha birkaç durak gitmiştim, sıkıldım, indim, metro durağına indim, metroya bindim. Baktım metro durağında da aynı amca bana bakıyordu, nasıl olabilir ki bu? Ben içerde o dışardaydı.

Sonra, çeşitli aktarmalarla metroyla, otogara kadar geldim, her inip binişimde o amca yine oradaydı, nasıl geliyordu anlamıyordum, bu beni çok heyecanlandırmıştı, terlemiştim. Otogara geldim, Balıkesir otobüsüne bindim, hareket ederken, ben içerde koltukta otururken camdan dışarı baktım, amca bana bakıyordu yine.

Balıkesir’de indim, nizamiyeye gittim, babamın tanıdığından para ve belgeleri aldım. Dönecektim, babam telefonda dedi ki, ya Simay, benim orda bir asker arkadaşım var, ona uğrasana, çarşıda, ne zamandır görmedim onu, bir selam söylesene. Peki babişkocuğum, emrin olur diye güldüm, gittim çarşıya, babamın tanıdığını esnafa sordum, gösterdiler, kasapmış o amca. Dükkanına girdim, saygın biri imiş, işte ismini söyledim, burada mı dedim, Ali idi amcanın ismi, Kasap oğlu Kasap Ali imiş, baktı kim arıyor dedi, sonra babamın adını söyledim ve vay dedi, kızısın ha, bırakmadı, yemek yedik, yani hemen et filan hazırlattı, askerlik anılarını dinledim, çay içtim.

Dönüş biletimi akşam yediye almıştım. Dükkanda oturuyoruz, bırakmadı Ali amca. Saat beş filan olmuştu. Ali amca, amcam bizim evde kal, hanımla tanışırsın, benim de kızım var, onunla tanışırsın, dedi. Ben de olmaz amcacım, dönmem lazım, yarın da iş var yani, dedim. Dükkanda oturuyoruz, birden dükkandan içeri o sabahki amca girdi, çorba parası verdiğim, İstanbul’da beni otobüse dek bir şekilde izleyen, aklımı kurcalayan, heyecanlandıran.

Kızım dedi, sen bu akşam yedide otobüse bineceksin, o otobüse binme. Bunu dedi ve çıktı gitti. Hemen ardından koştum, çevrede yoktu o amca, kapıdaki esnafa sordum, kimse yok dediler burda, oraya buraya koştum, yoktu amca. İçeri girdim, Ali amcaya durumu anlattım. Ali amca, zaten gitmeni istemiyordum dedi, sen kal bu akşam. Peki dedim.

Akşam saat sekizde amca, eşi ve kızıyla evde yemek yiyorduk, televizyonda haberler de açıktı. Balıkesir’den kalkan, benim bineceğim otobüs, yedi otobüsü, şoför uyuduğu için yolda kaza yapmış ve ondokuz kişi ölmüştü.

BLOGLARDAN SEÇMELER 3

12 Kas 2016

bloger

NERGİS MEVSİMİ

İştah açıcı tarifleriyle aramızda, hem de Egeli.

http://nergismevsimi.blogspot.com.tr/

ESMA TUNÇ

İçten yazıları ve yorumlarıyla aramızda en yenilerden.

https://afillizerre.blogspot.com.tr/

GİZLİ ÖZNE

Derin ve duyarlı yazılarıyla öğretmen adayımız.

https://gizlioznee.blogspot.com.tr/

BEDİRHAN DÖKMEOĞLU

İncelikli kültür sanat yazılarıyla aramıza katılan arkadaşımız.

http://gokyuzudenizi.blogspot.com.tr/

ZEYN

Zeynep, bize Ruh Müzesinden yazıyor, kendisi bir Keşfsever, bir Zekizabeth, Zeyn, Zain. Onun dünyası çok kendine özgü, zengin ve çok derin.

http://zeynepmerdan.blogspot.com.tr/

GÜLÜMSE YÜZÜME

Ayyy o artık eskilerden olduuu, genelde makyaj bakım yazar ve sosyaldir deee.

http://gulumseyuzume.blogspot.com.tr/

OKUR YAZAN

Sena hem iyi yazıyor hem yazmayı seviyor hem içten hem de iyi niyetli.

http://okuryazan365.blogspot.com.tr/

ZEHRA ERTUĞRUL

Yemek mutfak yazıları yazıyor o ama hepimizin sevdiği o ve hepimizi seven ve çok tatlı yorumlarıyla bizi mutlu eden sevimli sıcak komik tatlı arkadaşımız o bizim.

https://kurabiyecimiss.blogspot.com.tr/

ZEYP

Yeni arkadaşımız hem tatlı bir arkadaş içten ve aktif hem de blogunda her şey var, müzik, diziler, haberler, şarkı sözleri, dedikodular. Pek keyifle dolaşıyorum onun blogunda.

http://www.ptk7.net/

Hepimizeeee neşeli güneşli huzurlu bir hafta olsuun.

ADA

12 Kas 2016

ada

Adayı gezmeye gittik ailecek. Yazın aylarca sık sık gittiğimiz, bayramı ailecek geçirdiğimiz adaya sonbaharda gitmek değişik oluyor tabii. Bir sessizlik, yalnızlık hissi oluşuyor.

Ada sahilinde martılar yalnız, rüzgara karşı denize bakıyorlar. Bir yaşlı teyzeyle amca sahildeki bankta oturmuş denizi izliyor, birbirlerine sarılmışlar. Bu tam bir yalnızlık fotosu gibi. İki kişi denize bakıyor, başka kimseler yok.

Yazın cıvıl cıvıl olan evler boş, bazıları bakım görüyor, bazı evlere arada bir gelip gidenler var, evlerin kahyaları herhalde onlar. Öğrenciler var ama etrafta. Adaların hepsinde okul yok, bir adada lise var, diğerinde ortaokul, ilkokul, öğrenciler vapurla adalar arasında gidip geliyorlar. Onlara özel biniş kartı var.

Yapraklar, çiçekler kurumaya başlamış dökülmüşler, ada halkı, yaz kalabalığından sonra ıssızlığın ortasında kalmışlar. Yazları kimseye çarpmadan yürümek olanaksız tabii. Hava soğuk artık, daha rüzgarlı oluyor adalar.

O balık sefaları yok şimdi, adalı balıkçılar bazen akşamları biraz denize açılırlar, sandallarında mangal olur, denizde mangal yaparlar, balık yerler, bazıları içer elbette, öyle çok keyif alırlar ki geriye dönemezler, kayıklarını sürecek halde olmazlar. Sahildeki dostlarına telefon ederler, onlar da kayıklara atlayıp onları almaya giderler.

Şimdilerde, kediler ve bisikletler, gelecek yazı bekliyorlar, adalarda.

KIZÇELER

12 Kas 2016

kizceler

Biliyorsunuz, kitaplarımı sizler, blogçu arkadaşlarım için yayınlıyorum. Sizler dışında zaten bilen yok onları. Okuyan arkadaşlarımız kitaplar hakkında yazıyor bazen blogda, tatlı oluyor tabii okumak. Hepimiz farklıyız tabii, herkesin sevdiği kitaplar farklı oluyor yani. Şu benim kızçeler, bal çiçekleri, ki bu isimleri Jysra Reçani taktı, çok da yakıştılar, bence de bir bütünler. Dördü de kendi içinde farklı, hatta kitaplardaki diller bile farklı. Sade ile Fram format olarak birbirlerine benziyor sadece, içerik de andırıyor ama konular, yaklaşımlar aynı değil. Mavi ise diğerlerine hiç benzemiyor. Çok arkadaşım en çok Mavi’yi seviyor. Yani de diğerlerine benzemiyor, dili farklı ve uzun öyküler. Bir kurgu dışı bir kurgu şeklinde gidiyor kitaplar. Sade kurgu dışı, Mavi kurgu, Fram kurgu dışı, Yani kurgu. Hep söylüyorum, her zaman okunabilecek kitaplar yayınlamayı seviyorum. Sıkmayacak, ferahlatacak, ama derinlere gitmeyi de istetecek, her zaman ele alıp orasından burasından okunabilecek kitaplar. Kurgu bile olsa gündelik yaşamın kurgusu. Ben de zaman zaman açıp rastgele okuyorum, hep gülüyorum, başkası yazmış gibi geliyor tabii, bir de okurken hep yanlış arıyorum, sözcük hatası, baskı hatası gibi. Şimdiye dek iki adet sözcük hatası bulabildim dört kitapta, basımdan kaynaklanan.

Şimdi son zamanlarda şu kızçeleri okuyan bazı arkadaşlarımın yorumlarısı.

OKYANUS ARSEL (Sade/Yani)

https://arselbloggy.blogspot.com.tr/2016/10/iki-yeni-okunas-kitap.html

JYSRA REÇANİ (Yani)

http://arssuuu.blogspot.com.tr/2016/09/deeptone-yani.html?m=1

DEMİR KADIN (Yani)

http://yormuyorum.blogspot.com.tr/2016/10/yani-bir-deeptone-kitab.html

SEMANUR KÖK (Sade)

Bizim deli mavi, en sevdiği kitaplar arasına koymuş en büyük kızçe Sade’yi.

http://birdelimaviyim.blogspot.com/2016/10/en-sevdigim-15-kitap-mim.html

FİLM SEÇKİSİ 9

12 Kas 2016

filmler

Kevin Costner, hapisten çıkarılır ve beynine bir ajanın anıları nakledilir ve karmaşık casusluk olaylarına karışır. Aksiyon sevenlere. Not:3/4

SÜRPRİZ BABA

The Switch, 2010, A.B.D.

Jennifer Aniston anne olmak ister ve çocuğu için bir mükemmel baba aramaya başlar, evlenmeden. Romantik komedi, hoş. Not:3/4

EVİM GÜZEL EVİM

Un Village Presque Parfait, 2014, Fransa

Fransa’da bir küçük köy, ekonomik kriz ve işsizlik sıkıntısı yaşıyor. Bir fabrika açmak isterler ancak buna izin verilmesi için köyde bir doktor olması lazımdır, köye hiç kimse doktor olmak için gelmez. Paris’ten bir doktor gelir ve köy onu kaçırmamak için elinden geleni yapar. Hafif ve sevimli bir komedi. Not:3/4

EN SEVİLEN OYUN

12 Kas 2016

oyun

Leonard Cohen

Cohen, bizde de pek sevilen bir şarkıcı, şair, yazar. İstanbul’a da gelip konser vermişti.

Dance me to the end of love, I am your man, Suzanne, So Long Marianne, Everbody Knows gibi şarkıları popüler olan şarkıcı hem biraz filozof hem de biraz kolay dinlenen hoş şarkılar besteliyor ve şarkı sözleri de şiirsel.

Bilge bir duruşu olan müzisyen, şiir ve roman da yazıyor. Gözde Oyun olarak da çevrilebilen The Favorite Game adlı romanını gençken, 1960’larda yazmış. Bu roman biraz da kendi yaşamını anlatıyor. Kanadalı Yahudi olan şarkıcı dindar bir ailede büyüyor ve kendisi çok uzun yıllar sonra da Budist oluyor.

Genç bir çocuğun hayatı, yetişme, ergenlik yılları, aşklar, sanatçı, yazar olma uğraşı, sevgi ve estetik arayışı, cinsellik, tam hızlı bir ergen oğlan hayatı romandaki, Cohen’in gençlik yılları yani.

Sürükleyici olmasa da bir sanatçının gençliğini anlamak için okunur.

Not:2/4

ÇAPULCU

12 Kas 2016

capulcu

Batuhan Dedde

Kendine özgü Kadıköy’lü yayınevi 6:45’ten çıkan kendine özgü bir öykü kitabı.

Batuhan Dedde, net ünlülerinden, feyste de var blogta da. Değişik diliyle ünlü olanlardan. Birden fazla kitabı da var. Çapulcu da bunlardan biri.

Dedde, şiyir yazan şayir de diyor kendine, biraz asi, biraz komik, biraz sivri dilli, günümüzün marjinal yazarlarından, aslında marjinal sözcüğü zaten marjinal kaldı, herkes marjinal bizde ya da hepimiz kendimizi marjinal, farklı görüyoruz veya görmek istiyoruz. Hepimiz kimlik savaşındayız ya.

Öyküler biraz yeraltı biraz kaybedenler diyebiliriz, biraz Bukowski havası var, zeki ve esprili bir dil, alaycı ama çok da acıklı, hüzünlü. Sokak edebiyatı da denilebilir. Günümüzde biraz moda da oldu bu tarz. Evimizde oturup tatlı yaşamlar sürerken ve sokaklardan korkarken böyle sokak kültürü kitapları okumayı seviyoruz.

Herkese göre değil.

Not:2/4

FİLM SEÇKİSİ 8

12 Kas 2016

film

EN MUTLU OLDUĞUM YER

Kağan Erturan, 2010, Türkiye

Bir yol filmi. Ege’de, Foça’da, İzmir’de geçiyor. Bir kız ile erkek, ani bir kararla yollara düşüyor ve kızın eskiden en mutlu olduğu yere gidiyorlar. Hoş film, Amerikan yol filmlerini andırıyor biraz. Not:3/4

İNSANLAR VE TAVUKLAR

Maend & Hons

Anders Thomas Jensen, 2015, Danimarka

Tuhaf filmlerin yönetmeninden yine Mads Mikkelsen’li bir film. İki kardeş ailelerini keşfe giderler. Aileleri şaşırtıcı derecede tuhaftır, tek bir normal insan bile yoktur, hepsi birer genetik harikasıdır. İlginç yönetmen, ilginç film. Adem’in Elması adlı filmini sevenler bunu da sevecektir. Not:3/4

ON EMİR

Ten Commandments, 1956, A.B.D.

Musa Peygamberin hayatı. Önemli ve etkileyici bir film. Bir Amerikan klasiği. Not:3/4

MİNA

12 Kas 2016

mina

Zeynep Çolakoğlu

Korku öyküleri. Bizde henüz çok yaygın olmayan bir türde bu kitap. Az sayıda yazarımız var korku, gotik, metal yazan.

Kitabın yazarı müziği, edebiyatı, korkuyu, mitolojiyi bir araya getirip sıra dışı bir öykü kitabı çıkarmış. Ayrıca, nette bu kitapla ilgili şarkılar da var. Öykülerde müzik çok yer ediyor ve yazar öyküleri yazarken hangi şarkıları dinlediğini de yazmış.

Bunun yanında kitaptaki öyküler ve kahramanlar başka etkinliklerde resmedilmişler aynı zamanda, canlandırılmışlar. Zifir, Mina, Ecel gibi kahramanlar var öykülerde, hüzünlü hayatlar yaşıyorlar. Mitolojik hayatlar biraz da. Kuzgunlar, vampirler. Nazarköy, Şiraz, Melas gibi mekanlar.

Karanlık öyküleri seveceksiniz. Korkudan çok hüzün hissi veriyor.

Not:3/4