The Deep Tone | Blog
The Deep Tone kitap yazari ve blogger yazari
the deep tone, deeptone, deeptone blog, blog, kitap, the deep tone kitaplar, sade ve derin, derin mavi, the deep, deep
22
paged,page-template,page-template-blog-template5,page-template-blog-template5-php,page,page-id-22,paged-4,page-paged-4,ajax_updown,page_not_loaded,
 

İLKBAHAR VALSİ

12 Kas 2016

ilkbahar

16 Eylül’de bir müzik seçkisi yazmıştım. Yanda, arşivde, müzik başlığında. Seçkide, Chopin’in “Spring Waltz” adlı eserini de koymuştum. Yazı yazarken dinlediğim şarkılardan biridir bu.

Şarkının yutup linki bu idi:

Gördüğünüz gibi, şarkı, yutupta milyonlarca kez dinlenmiş. Haklı olarak, çünkü çok güzel. Ben de sürekli olarak dinliyorum, her gün.

Fakat, dinlerken, ya bu şarkı diğer Chopin şarkıları gibi değil sanki diye düşündüm. Çok fazla kıvrak bir şarkı bu. Chopin biraz daha yavaş çalıyor, besteliyor. Yutupta, nette araştırınca şu gerçek ortaya çıktı. Bu şarkı, Chopin’e ait değil. Ayrıca, vals de değil.

Bu şarkının adı “Mariage d’Amour” yani, aşk evliliği. Ve şarkı, Paul de Sonneville’e ait. İşte şarkının orijinali aşağıdaki linkte:

Nette, yutupta, onlarca versiyonu var.

Üstteki ilk versiyon, George Davidson versiyonu imiş aslında bu şarkının.

Ve bir de Richard Clayderman versiyonu var, diğerlerinin yanında.

BLOGLARDAN SEÇMELER 2

12 Kas 2016

bloglardan-secmeler

ELİF İPEK DURMAZ

Aramıza bir girdi hepimizle kanka oldu ciciş içten arkadaşımız.

http://ipektenrenkler.blogspot.com.tr/

DONDURMA DELİSİ

Çook eskilerdeeen ama biriciklerimizdeeen.

http://dondurmadelisi.blogspot.com.tr/

BİRSEN

Hemen tanışın onunla. İki bloguyla bir anda kankalarımızdan oldu çok da içten ve seveceen.

http://berilcimcime.blogspot.com.tr/

http://makyajbox.blogspot.com.tr/

GECELİK GÜNLÜK

Vox arkadaşımız çook eski olmakla birlikte ben yeni keşfedebildim. Yazıları özgün ve ilginç. Son yazısı “Kalbim Olur Musun Projesi” ni mutlaka okuyun.

http://www.gecelikgunluk.com/

ANNE KARINCA

Çook eskilerden ama ben yeni keşfettim ve çok sevdim, keyifle okuyorum bakıyorum.

http://annekarinca.blogspot.com.tr/

SEVDE

Masum, naif, sade şiirleriyle o aramızdaki en yenilerden.

http://sevdeninsiirler.blogspot.com.tr/

ANNE KALEMİNDEN

Son yazısı Feride’ye bayıldım.

http://www.annekaleminden.com/

BEN BUGÜNLERDE

Sevgili arkadaşımız Ebrar çok iyi bir fotoğrafçı ve bunu işe çevirdi. Blog adresini de değiştirdi. Yenisi şu.

http://benbugunlerde.blogspot.com.tr/

BERİKA

Gesi bağları ile ilgili son yazısı çok çok iyi.

http://berikaningunlugu.blogspot.com.tr/

FASULYE

Bizim sevgili Tuhaf Şeyler Dükkanı Serra artık Fasulye olmuştu. Serra, aramızdaki en güçlü kalemlerden biri. Daha lisede ve biz ona bıdık diyoruz hep ama o nefis yazıyor, hatta öyküleri yayınlanıyor, aynı zamanda çok komik biri o, zeki mizahı var ve bir de yemeyi, aburcuburu çok seviyor. Onu tanımak, okumak mutluluk. Son mim yazısı ise kıkırdamama neden oldu.

http://doremifasulye.blogspot.com.tr/

BLOGLARDAN SEÇMELER

12 Kas 2016

blog

OKU GİT

Son aylarda en ilginç bulduğum kitap blogunu Kırca kardeşler yazıyor. Okudukları kitapları hiç bilmiyorum ve okuyacağım.

http://okuugit.blogspot.com.tr/

BENDENİZ

Çook eski bir arkadaşımız. 8 yıldır yazıyormuş. Eski arkadaşlarım yok diyor. Ben de yeniler daha iyi dedim ona. Gerçekten de yeni blogçular daha iyi. Eski blogçular birbirleriyle çok uğraşırmış. Şimdikiler daha esnek hoşgörülü ve renkli. Onu da aramıza alalım yaneeeee.

http://bikahveyap.blogspot.com.tr/

KAHVE İÇER MİYİZ?

Hayatını komik ve kısa kısa anlatan arkadaşımız da döndü aramıza.

http://kahveicermiyiz.blogspot.com.tr/

ALONENES NESLİ

Yeni keşiflerimden ve güzel kitaplar okuyor.

http://alonenes.blogspot.com.tr/

İNCİDEN NOTLAR

O da aramıza yeni katılan şirnciklerdeeen.

http://incidennotlar.blogspot.com.tr/

LEYLA LAVİN

Kendine özgü bir yazar da katıldı aramıza ve fanzin dergisi için yazar da arıyor. Yazmak isteyenler haydii.

http://levlagridekisiyah.blogspot.com.tr/

ZOKAGUM

Ayy bizim tatliş Esra da yeni bilokuyla döndüü.

http://esraacevik.blogspot.com.tr/

KIZKARDEŞLER ARASINDA

Onlar artık aramızda en sevilenlerden oldular bileeee.

http://kizkardeslerarasinda.blogspot.com.tr/

ZEYNEP ÖZTÜRK

Serra’nın annesi de aramızdaki yeni cicişlerdeeen.

http://www.xn--zeynepztrk-jcb8e.com/

FERNWEH

Aramızda artık bir tıp öğrencisi daha var, bizim Dr. Coffee gibin.

http://fernwehtipfakultesinde.blogspot.com.tr/

Hepimize iyi haftalar.

ÖYKÜMSÜLER

12 Kas 2016

oyku

-Akşamları hep 12’de uyurken dün akşam 10:30’da uyuyunca annem şüphelendi, ne oldu diye. Halbuki ben jimnastik yüzünden yorulmuştum. Haftasonu annemle Cadılar Bayramı kostümü bakacağız. Harry Potter filminden bir kostüm seçeyim diyorum. Pazartesi okuldan sonra bizim evde parti yapacağız, üç dört kişi gelecek. Pizza yiyeceğiz. Partiye annemin kuzeninin oğlu da gelecek, çocukken Büyükada’ya gelmişlerdi, iki ay kalmışlardı, birbirimize aşıktık, çocukluk aşkı yani.

-Eski tarihi filmleri izlerken bakıyorum da kameralar bazen zum yapıyor ve sahne yaklaşıyor. Yani, şimdilerde çekilmiş ama tarihi anlatan filmlerde zum yapıyorlar. Normal gibi gözüküyor bu. Ama o tarihte tabii ki böyle makinalar yoktu. İnsana tuhaf geliyor. Romalıları izliyoruz kamera birden yaklaşıyor. Halbuki o zaman böyle teknoloji yoktu, o günü bugün çekerken böyle zum kullanmamalılar.

-Bu sene hep kitap fuarlarında çalıştım. CNR ve diğerleri. İstanbul, sonra yakın diye Bursa, Kocaeli. Arada bir de ücret yerine kitap verdiler iyi oldu. İş Bankası Kültür Yayınları, İthaki filan sayesinde bir dolu klasik eserim oldu, okuyorum hepsini, Yaprak Dökümü, Oblomov gibi. Modern Dansı şimdilik bıraktım ama yogaya gidiyorum.

-Bir adamın ismi “Doğum günü çok uzakta kaldı” imiş. Sümer mitolojisinde Enki ve Ninmah arasında geçen bir iddiaymış. Mükemmel evren yaratıldıktan sonra burada hangi canlı yaşayamaz diye iddialaşıyorlar. Ninmah 6 tane canlı yaratıyor. Mesela birinin ayakları başının üstünde falan tuhaf canlılar yaratıyor ve bereketli topraklara bırakıyor. Hepsi de yaşayabiliyor. Ama Enki toprağı şekillendirip kendi ruhuyla yoğurduğu yaşlı bir insanı yaratıyor. Aynı topraklar üzerine onu da bırakıyorlar. Yaşlı insana, günleri uzakta kaldı, ismini veriyorlar. O kadar yaşlı ki hafızası yok yemek yiyemiyor görmüyor yürümüyor ve hayatta kalamıyor. Sonra iddiayı Enki kazanıyor. Demek ki böylesine mükemmel bir dünyada bile yaşayamayacak bir canlı var olabilirmiş diyorlar. Ve efsanenin devamında insanın böylesine mükemmel bir evrenin düzenini bozacağını ve ölümü getireceğini kehanet ediyorlar. Mükemmel ve bozulmamış mükemmel ama insansız eksik bir dünya mı yoksa insanlı ama bozulabilir bir dünya mı olmalı diye düşünürler. Sonuç olarak insanlı bozulabilir bir dünya var edilmiştir ve insan doğası gereği beraberinde yıkımı ve ölümü getirmiştir.

-İki kedimiz de hasta oldu. Biri kanser, diğeri ise kalp hastasıydı. Veteriner ilaçla uyuttu. Faturada “ötenazi” yazıyor. Tuhaf.

NECLA

12 Kas 2016

necla

(Kavas Hüdai anlatıyor)

Kamyon geldi mahalleye. Taşınan varmış. Baktık, kamyondan çok güzel bir kadın indi. Adı Necla imiş. Sonradan öğrendik. Yardım ettik eşya taşımaya. Kadın 30 yaşında, adam 50 civarı, kır saçlı. Adam teşekkür etti bize. Hepimize biraz para verdi.

On gün sonra kadın bizim kapıya geldi, gecekonduya. Oturduk, dışarıdaki sedirde hep birlikte. Kadın bir kahkaha atıyor, aşağı kahvede okey oynayanlar duyar yani. Börek mörek getirmiş. Çok da dekolte giyiyor. Gitti kadın.

Annem sordu bana. –Komşu Necla’yı tanıyor musun? Evet dedim, taşınırken tanıştık. Annem anlattı, Tokat’lıymış kocası. Almanya’dan emekli olmuş, gelmişler buraya, ev de adamınmış, zamanında annesinden kalmış ona. Mahallenin bütün erkekleri kadına bakıyor.

Bir gün böyle Salı mıydı Çarşamba mıydı, geçmiş gün hatırlamıyorum, o gün hiç çalışmak istemedi canım. Fabrikada hiç çalışmak istemedim. O gün bir şey vardı yani bende. Ustama gittim, usta dedim, bugün bende bir şey var çalışmak istemiyorum, çalışırsam elimi kolumu kaptırabilirim, çalışmıycam. Bana bugün izin ver dedim. Çalışmak istemiyorum, işten de çıkartsan çalışmam, çalışamam. Tamam dedi usta, izinlisin.

Yayan yürüdüm, Hamdullah abiye uğradım, kadın kuaförü,-Abi dedim, ben bu akşam çalışmıcam, bana masaj yazma, randevu alma masörlük için. Çünkü, kadınlar geliyordu, Hüdai’ye söyle, saat dokuzda gelsin, ev adresi, telefon numarası. Seanslar yirmi dakka sürüyordu. İşte dokuzbuçukta başka randevu, başka eve gidiyordum, onbuçukta başkasına. Böyle böyle altı yedi işe gidiyordum akşamları. Evlere. Kadınlara masaj yapıyordum, kocasının yanında, kızının yanında, gibi. İyi para verirlerdi. Fabrikadan daha çok oluyordu haftada kazandığım. Evlerde yemek de verirlerdi bazen.

Çıktım dolmuş durağına geldim, bir tane dolmuş yok, ben de otobüse bindim. Karakoldan yukarı çıkıyor, surları geçiyor otobüs, dönen bir yer var, son durak orası. İndim ordan eve yürüdüm.

Eve geldim. Meğerse gözümden geliyormuş sıkıntım. Gözüme çapak kaçmış. Gözüm zonklamaya başladı. Evde yattım. Kapılar pencereler açık. Dışarda da tahta divan var. Arkasında minderler. Yaslanıyor, oturuyor kadınlar. Annem, Cihan abla, İlmiye hanım teyze, başka tanıdıklar, sağdan soldan sohbet ediyorlar. Necla da var. Ya dedi, Necla, anneme, kocam sana bir eş bulmuş, Sümerbank’ta çalışıyormuş, karısı ölmüş, iki çocuğu varmış, ne diyorsun? Annem de, -Ya sen manyak mısın, ben kocamın üzerine bir daha başka erkekle yatağa girmem, dedi. Adam yedi-üç çalışıyormuş vardiyada.

O arada Necla’nın Tokatlı kocası da geldi. Herkes toplanmış burada dedi.  -Hadi bir sandalye bir çay verin bana sohbet edelim. Ben de içerde yatıyorum. Gözüme bant koymuştum, çapağı anneme aldırmıştım. Ondört on beş yaşındayım yine. Kocası, Necla’ya, -Mevzudan bahsettin mi?, diye sordu, talibi var, dedi. Anneme dönüp, -Ya seni evlendirelim artık, hayırlı bir iş yapalım, dedi.

Kafamı bir çıkardım pencereden, -Seni keserim lan, dedim. Seni de karını da keserim, sabaha ikili cenaze kalkar buradan, bir daha bu eve gelmeyin. Senin işin dul kadınlara adam mı ayarlamak, lan?

Adam, -Hüdaican, sen orda mıydın, ne biçim konuşuyorsun sen, filan diye geveledi. Kalk len dedim, kalk git çabuk, karını da al git, kafana vurdurtma, kalk git, keserim seni, şerefsiz. Kapattım pencereyi, kapıyı da kapattım. Girmicek kimse bu eve, dedim, Sabaha kadar kimse girmicek. Ne ablamlar girebildi ne de annem. Sizi de keserim dedim. Bıçkındım, deliydim ya, o zamanlar.

KALEMİM

12 Kas 2016

kalemim

Bizim Ayşe teyze çok tatlıdır, yan apartmanda yaşar emekli kocası ile. Kocasına da hep kalemim der. Kalemim. Kocası da hoşlanır bu laftan. Kalem gibi incesin demek istiyor diye pek keyiflenir.

Ayşe teyzenin komşusu bir teyze daha var. Adı aklıma gelmedi şimdi. O da tontondur. Bu tonton teyzenin kocası hep duyarmış, Ayşe teyze kocasına kalemim diyor ya, onun da hoşuna gidermiş.

Bir gün o amca, tonton teyzeye diyor ki, ya baksana hanım, Ayşe hanım kocasına hep kalemim diyor ne güzel bir şey, sen bana hiç güzel bir şeyler söylemiyorsun.

Tonton teyze hemen Ayşe teyzeye koşuyor, ya diyor, Ayşe bana baksana, sen kocana kalemim diyorsun, benim adam bunu kıskanıyor. Neden öyle diyorsun?

Ayşe teyze kahkaha atıyor ve tonton teyzeye diyor ki, sen kalemim ne demek biliyor musun ki?

Kalemim, bizim köydeki öküzümüzün adı, ben onu hem çok severim, hem de çok çalıştırırım, kocama da kalemim diyorum, çünkü, onu da evde öküz gibi çalıştırıyorum.

MASA

12 Kas 2016

masa

Masa Sanat yeni çıkan kültür sanat edebiyat dergilerinden ve iki ayda bir çıkıyor.

Dergi sıkı, yazılar sıkı, kadro iyi, yazarlar iyi. Dolu dolu bir sanat dergisi. Öykü, şiir, yazar incelemeleri, denemeler, sinema, müzik, tiyatro, resim, edebiyat yazıları, bütün kültür sanat dalları var üçüncü sayısında.

Attila İlhan, Ayşe Kulin, Şükrü Erbaş, Orhan Kemal, August Rush, Freddie Mercury, Suç ve Ceza, Bülent Emin Yarar, Andy Warhol, Muhsin Ertuğrul, İlyada bu sayıda işlenen konulardan bazıları.

Bu zengin içerikli dergi umarız yayınına yıllarca devam eder.

Dergiden bir bukle:

“Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim

Koşaradım

Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde”

“yine akşam oldu attila ilhan

üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı”

SPAGETTİ

17 Eki 2016

10

(Kavas Hüdai anlatıyor)

Çok adam dövdüm, dayak yedim. Kendimi korumak için dalardım yani, kimse kötü konuşamazdı bana. Bir olay olurdu, bir karışırdı ortalık, paat, karakoldayız. Bütün karakolları ziyaret ederdik, şubeleri de.

Dörtyol ağzında şube vardı, bir gün bizi aldılar oraya. O da bizim amcaoğlu ve onun ortağı Bahattin yüzünden oldu. Bir restorana gittik, spagetti yiyoruz. Restoranın üstü de disko. Karşıya iki tane kız geldi, felaket güzel, resmen. Bahattin onlara iki spagetti gönderdi. Bahattin dedim, yapma, başımıza bela alacaz. Yok abi dedi, kızlar bize bakıyor. Abi filan diyor ama yaşım daha 16-17 civarı. Torna tesviyede çalışıyorum, akşamları masörlük, amcaoğlunun kadın kuaföründe, bir de orkestrada tumba, bateri çalıyorum. Para nerde ben orda.

Bahattin, göçmen, Giritli, çok acaip bir çocuktu. Çok acaip. 25 yaşındaydı, saçları bembeyazdı, 1.80 boyunda, beyaz tenli, öyle bir adamdı yani. Ağzı da laf yapıyor. Kızlar kalktı. Bahattin, hadi biz de kalkalım dedi. Hesabı ödedik, kalktık. Kızlar yürüyor, biz yürüyoruz. Vurdular yürüyorlar. Bahattin, yaklaştı kızlara, tanışalım, gezelim, şöyle yapalım, böyle yapalım, diyor. Kızlar diyor ki, -Bizi rahatsız etmeyin, buraya bir iş için geldik, rahat bırakın bizi.

Bahattin diyor,-Rahatsız olmazsınız. Böyle konuşa konuşa çok yürüdük, bir karakolun önüne kadar. Kızın biri, durdu, çantasını açtı, bir şey çıkardı, meğerse kızlar polismiş, Ankara’dan özel görevle gelmişler, birisini takip ediyorlarmış, işlerini bozmuşuz. Aldılar mı bizi karakola. Aşağı indirdiler, küf kokuyor orası.

İçeri giriyorsun, duvarda coplar var sıra sıra, uzatmalı coplar. Hangisinden istiyorsun diye soruyor polisler. Seçiyorsun seçtiğin cop birden uzuyor. Dayağı yedik tabii. Biri geldi odaya, -Çıkartın bunları yukarıya, bir ekip alıp götürecek şubeye. Abi resmen altıma işedim. Ne oluyor ya burada dayak yedik, daha ne olcak?

Aldılar bizi götürdüler şubeye. Ulan dedim Bahattin, senin yüzünden neler geldi başımıza. Birinci kata girdik, kimlikleri verin, verdik, ayakkabı bağcıklarını verin, verdik, kemerleri verin, verdik, cüzdanlarınızı, bozuk paralarınızı, verdik, buraya teslim ettiğinize dair imza atın, attık. Hadi çıkalım dediler, merdivenlerden çıktık, dördüncü kata geldik, bizi bir odaya aldılar, karanlık bir oda.

Bir iki kişi geldi odaya, böyle zebellah gibiler. Nerelisin diye sordular, Vanlı, nerelisin, Vanlı, nerelisin, göçmen. Ben, amcaoğlu, Bahattin. Nerde oturuyorsunuz, şurda, şurda, şurda. En son ben söyledim, o anda yumruklar gelmeye başladı. Bir dayak bir dayak, saat gece üç. Saat onda karakolda dayak yedik, şimdi de şubede.

-Siz sivil polis kızlara nasıl askıntı, olursunuz? dediler. Onlar Narkotik’ten, burada bir eroin satışı varmış, onu takip ediyorlardı, siz işi bozdunuz, biz işi kaçırdık, dediler. Dayak bitti, çıktım, koridorda aynaya baktım, yüzümü tanımıyorum, şişmiş, dudağım patlamış, yüzüm büyümüş.

İndik aşağıya, komiserin yanına, bir daha yapcak mısınız, yapmıcaz abi, yapcak mısınız, yapmıcaz abi. Bana bir baktı, komiser. Hüdai, sen misin, dedi. Dedim, benim. Oğlum, sen daha akıllanmadın mı dedi. Ulan seni bütün karakollarda dövdüler, şubelerde, dövdüler.

Çıktım, Bahattin’den bir yüzlük aldım eve gittim. Annem baktı, oğlum, ne yaptın, kiminle kavga ettin dedi, ağladı. Dedim anne ne diyon ya, bırak da uyuyum, hayatım spagetti western olmuş zaten.

KUŞ YUVASI

17 Eki 2016

9

Tevfik Fikret, yirminci yüzyıl başlarının önemli bir kültür ve edebiyat kişiliği.

Galatasaray ve Boğaziçi hocası. Öğretmen ve dar gelirli iken, Avrupa Yakası’nda Boğaziçi’ne yakın bir ev istiyor. Boğaz’ı, Bebek sırtlarını geziyor, bir arazi buluyor ve borç harç alıyor.

Bu arazi üzerine yapılacak her şeyi kendi tasarlıyor, çiziyor. Evi, bahçeyi, dekorasyonu kendi planlıyor. Yaptırıyor. Bu evde uzun yaşayamıyor. Eşi yaşıyor onun ölümünden sonra. Daha sonra da müze oluyor.

Döneminin edebiyatçıları, devlet adamları geliyor evine. Tevfik Fikret, kendi dönemi için fazla ileri düşünen bir aydın. Halifeler, elçiler, önemli kültür sanat insanları arkadaşları.

Evine gelen giden ünlülerden biri Nigar Hanım örneğin. Ünlü Kanlı Nigar. Bir diğeri Abdülhak Hamit Tarhan. Tarhan ve Atatürk ile ilgili hoş bir anekdot var, eğer doğruysa tabii.

Tarhan, Belçika’da elçilik görevindeyken bir partiye Atatürk de geliyor. Tarhan’ın yanında son eşi Lüsyen var. Atatürk, Tarhan’a, neden kendinden yaklaşık kırk yaş küçük ve yabancı bir hanımla evlendin diye soruyor. Tarhan da, onunla bir dans edin diyor. Atatürk ve Lüsyen dans ediyor. Sonra Atatürk, Tarhan’ın kulağına gelip, “sen işini bilirsin” diyor.

Aşiyan, kuş yuvası demek bu arada.

EN ÇOK BEĞENDİĞİM 15 KİTAP MİMİ

17 Eki 2016

8

Yenice arkadaşlarımızdan Senden Benden Bizden mimlediiii. Senden Benden Bizden derken ben hep şu şarkıyı sölüyom, Perhaps Perhaps Perhaps, en sevdiğisimiz kitaplar. Ah ah ne zor soru. Mesela ben Don Kişot olsun dünyada başka kitap olmayabilir diyorum. O yeter. Her şey var onda. Kendime hep konuşurum, my name is kişot, don kişot dese mesela bizim don kişot, derim, don kişot atına diyo ki, atın ölümü arpadan olsun, at ona diyo ki, sen donsun, soylusun, nerenin kişotusun. Çok çatlak bu don kişot. Don Kişot bir gün Kadıköy’deki Yeldeğirmeni bölgesine geliyor, bakıyor, hiç yel değirmeni yok.

https://sendenbendenbizden5.blogspot.com.tr/2016/10/en-cok-begendigim-15-kitap-mim.html

Sevgili arkadaşımızın cevapları üstte.

Benim sevdiklerim de bunlar.

En çok sevdiğim, beğendiğim 15 kitap:

Don Kişot
Küçük Prens
Peter Pan
Pal Sokağının Çocukları
Bir Gün Tek Başına-Vedat Türkali
Yaratma Cesareti-Rollo May
Korkuyu Beklerken-Oğuz Atay
Bir Küçük Burjuvanın Gençlik Yılları-Demir Özlü
Bir Düğün Gecesi-Adalet Ağaoğlu
Felsefe Gözlüğüyle Edebiyat- Füsun Akatlı
Bozkırkurdu-Hermann Hesse
Büyücü-John Fowles
İxtlan Yolculuğu-Carlos Castaneda
Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri-Ünsal Oskay
Dylan Dog

Ayyy, kimleri mimleseeeem, o piti piti, hımmmm, hömmmm, pıfffff,

Destino
Kitap Güneşim
Esma Tezgi
Yeşeren Yaprak
Umudun Kızı
Özlem
Yaşayan Anılar
Neanderthal
Buzlu Kalem
Ekmek Kırıntısı

Ay bir de tabisi, isteyen herkes yapsın, böylece hepimiz en sevdiklerimizi görürüz, yaniiii.