The Deep Tone | Blog
The Deep Tone kitap yazari ve blogger yazari
the deep tone, deeptone, deeptone blog, blog, kitap, the deep tone kitaplar, sade ve derin, derin mavi, the deep, deep
22
paged,page-template,page-template-blog-template5,page-template-blog-template5-php,page,page-id-22,paged-5,page-paged-5,ajax_updown,page_not_loaded,
 

TANSİYON

17 Eki 2016

7

(Kavas Hüdai anlatıyor)

Yaşamış olduğumuz hayatın içinde her gün bir yasakla tanışıyoruz. Bir sabah kalkar televizyonu açarız, ismini yeni duyduğumuz bir doktor çıkar, şu yasak der. Hoppaaa o sabah o televizyonu seyreden herkes hiç ses çıkartmadan araştırmadan neyin ne olduğunu bilmeden uyar.

Bir de şu ayaklı gazeteler vardır, o sabah o televizyonu seyredenler üç tane kelime daha ekleyerek ballandıra ballandıra anlatırlar. Dinleyen ise karşı atağa geçer. Ayyyy şekerim vallahi ben uyuyorum ama ne yesem yarıyor. Sanki defileye çıkan manken. Kemiksiz seksen beş kilo. Bele kadar inen simetrik görünüş ince, belde son buluyor. Aşağıya sakın bakmayın. Selülite mahkum olmuş kalçalar, yarım dünya modeli. Bu televizyonlarda her gün standart ölçüleri konuşan, her gün bir şeyi yasaklayan ama kendilerine baktığınızda alakası olmayan kişiler anlatır durur. Kalp doktoru aman sigara içmeyin der. Bir gün gazeteyi açtığınızda tanınmış kalp doktorunun kalp krizi geçirdiğini ve öldüğünü duyarsınız. Buna benzer o kadar örnek var ki saymakla bitmiyor.

Ama aklımızın ucundan geçmez, vücudumuzun her altı ayda bir kontrolden geçmesinin gerektiği.

Mesela ben gamsız bir adamım. Çok şey yaşadım, başımdan çok şey geçti, deli dolu yaşadım, kabadayı yaşadım. Ama şimdilerde kitap okuyor şiir yazıyorum. Nerden nereye. Hiçbir şey düşünmem, yalnızca dinlenerek ve kitap okuyarak koltuğumdan kalkmayan ben, geçen sabah başımın dönmesiyle sendelemiştim kalktığımda. Başım dönmüş her yer kararmıştı. Penceremin önünde yalnızca bana hizmet etmek için duran koltuğuma tekrar oturdum.  Gözlerimi kapattığımda,  susmayan telefonumun sesine bakmak için açtığımda annemin aradığını gördüm.

‘’Alo, nasılsın oğlum ‘’. ’’ İyiyim anne sen nasılsın‘’.
‘’ Ben iyiyim de senin sesin bir tuhaf geliyor’’.
‘’ Başım döndü anne ‘’.
‘’ Sana kaç kere söyledim oturma günde iki saat olsa da yürü diye. Sabah ilk işin doktora görün‘’.
‘’Aman anne bu kadar telaş etme ‘’.
‘’ Sen yine de ihmal etme şimdi kalk eczanede bir tansiyonunu ölçtür bakalım kaç olmuş’’.
‘’ Peki anne ‘’ derken içimde fırtınaya dönüşen endişe ayakkabılarımı giymeme mecbur bırakmıştı.

Sokağın sonunda duran eczaneden tansiyonumu ölçtürdüğümde annemin telaşına hak vermiştim.
Küçük 11, büyük tansiyon 15 olmuş. Eczacı hanımın kalın sesi kulaklarımda yerini almıştı. Bey efendi doktora bir görünün sorunlu bir durum var tedbir alın dediğinde, sakin ve gamsız kişiliğimin yoldaşı olmuştu telaşım.
‘’ Alo oğlum ne oldu ölçtürdün mü tansiyonunu ‘’
‘’Evet anne küçük 11 büyük 15 olmuş’’.
‘’ Hemen doktora git ‘’.‘’ Peki anne’’ .  Bir saat sonra sağlık ocağında doktorun önünde duruyordum, tansiyon çıkmış bende.

Hoppaaa  stres yasak oturmak yasak tuz yasak şeker  yasak un yasak. 5 mlg ilaçla evin yolunu tutarken vücudumda duran fazla kiloların da yasak olduğunu söyleyen doktora teşekkür ederek çıktım.

Siz siz olun beş şeye dikkat edin. Tuz, şeker, un, stres ve fazla kilolarla arkadaş olmayın. O hızlı hayatımdan sonra bu hale gelmiştim. Aslında stresten değil de stressizlikten oldu her şey. Bir miktar stres lazım hepimize.

 

(devam edecek)

HASİDİKLER

17 Eki 2016

6

Hasidik Yahudiler ilginç bir topluluk.

Filmlerde görürüz ya, siyah giysiler, fötr şapkalar, değişik bir giyim ve saçlar. Erkeklerin şapkadan taşan saçları lüledir ve buna lülülülü derler. Kadınlar ise peruk takarlar.

Mormon’lara veya Amiş’lere de benzerler ama kendilerine özgüdürler. Dışarıya erkek veya kız vermezler. Aileler çok kalabalıktır. Çünkü, doğum kontrol yoktur ve her ailenin 6-8 çocuğu vardır. Bir eve girdiğinizde 50-60 kişi görebilirsiniz. Çocuklar, akrabalar, aile, hısım.

Amerika ve Kanada’da geniş bir grupturlar. Onlara oralarda tesettürlü derler. Dışarıdan biraz tuhaf gözükürler ama içlerine girerseniz iyi insandırlar, sevecen, misafirperverdirler.

Televizyon izlemezler, evlerinde televizyon olmaz. İnterneti de kısıtlı kullanırlar, gerçekten de öyledirler. Akıllı telefonları da vardır evde netleri de ama nette her siteye ulaşım yoktur. Tutucu ama kendi içlerinde tatlıdırlar.

Yemekleri, gelenekleri, her şeyleri kendilerine özgüdür.

SAKLI ÇOCUK

17 Eki 2016

5

Camilla Lackberg

Yazarın kitapları Türkçe’ye çevrilmeye devam ediyor. Buz Prenses, Vaiz, Taş Ustası, Yabancı, şimdi de Saklı Çocuk.

Yine yazarın çocukluğunun geçtiği Fjallbacka’da geçiyor olaylar, İsveç’te. Bu romanda da diğer romanlardaki polis Patrick ve yazar Erica var. Evlendiler, çocukları oldu, pek de mutlular.

Aynı kasaba, aynı kahramanlar, alıştık iyice, akraba gibi oldular, ailemizden. Her romanda farklı bir gizem ve cinayet var ama kasaba ve kahramanlar genelde aynı. Ve yazar her zaman olduğu gibi yine cinayetleri geçmişin sırlarına bağlıyor. Ufacık bir sahil kasabası ama ne çok sır barındırıyor.

Fjallbacka insanları sıradan, normal insanlar. Suçlar işlenince geçmişin gizemleri ortaya çıkıyor ister istemez. Kasaba sakin ve monoton yaşamını sürdürürken polis de araştırmasını yapıyor. Suç hep en yakınlarda çıkıyor, suçlular da.

Patrick babalık izninde, Erica ise evde kitap yazma çabası içinde. Çok yaşlı bir amca ölü bulunuyor. Bu amcanın ölümünün araştırılması polisi altmış yıl öncesine götürüyor. İkinci Dünya Savaşı yıllarına. Kasabanın sakladığı ve çok kişiyi ilgilendiren sır nedir acaba? Aşk, gizem ve suç bir arada.

Lackerg bizi mutlu etmeye devam ediyor. Polisiyeleri ile.

Not:3/4

Daha Not: Bu kitabı Kafa Mert birlikte aynı anda okuyup yazalım dedi, kitabı aldım ve tam bir günde bitirdim, sonra yazdım işte. İkimizin de sevdiği bir yazar Lackberg. Yazdım ama yemek tarifi yazım okunsun diye biraz beklettim bugün. Sonuçta, kitap ve yemek, bu iki şeyle geçer ömrüm. Şimdi yayınlıyorum. Sevgili Mert’in de son yazısında eleştirisi.

http://kafadergi.blogspot.com.tr/

YABAN MERSİNLİ TAVUK

17 Eki 2016

4

Tavuk göğüslerini aradan kesip biraz incelmesi için dövüyoruz.

Sonra içine keçi peyniri ve yaban mersini ile tuz ve karabiber koyup rulo haline getiriyoruz.

Sonra o ruloyu yumurtaya batırıp daha sonra da galeta ununa batırıyoruz.

Borcamın, Pyrex’in yani, altına biraz ayçiçek yağı koyuyoruz, 5-6 çorba kaşığı kadar.

Hazırladığımız tavuk göğüslerini borcama koyup fırının alt yerine koyuyoruz.

Ve 250 derece. Çevirmemiz de lazım tabii.

4-1

4-2

KUŞÇU

17 Eki 2016

3

(Kavas Hüdai anlatıyor)

Bir şehrin kıyı mahalleleri yoksullukla savaşırken afilli yalnızlıklar yaşarlar. Babadan kalma üç aylık maaş kıt kanaat yeterdi. Bakkal Osman amca da olmasa halimiz haraptı. O zamanlar her evin altmış yapraklı iki bakkal defteri vardı. Birisi bakkalda diğeri ise tek dalgalı radyoyu üstünde taşımaya çalışan tahta dolabın çekmecesinde dururdu.

Hayat şartları bu gün gibi zor olmasa da o zamanın şartları kıt kanaat geçinen bir ailenin bütün fertlerinin çalışmasını gerektiriyordu. Benim de üstüme düşen görev mahalle manavında çalışmaktı. En azından meyve sebze ihtiyacımızı karşılıyor, az biraz da para kalıyordu. Adaletin terazisi gibi tartı şimdi de mümkün değil. Vardır muhakkak bir hilesi ama sahibinden başka kim bilebilirdi ki. Tartıda muhakkak yüz gram manavcıya çalıştığını taa o günlerde öğrendim.
Bir gün ikindi vaktinde merdivenlerden aşağı bakarken, hemen yolun başında duran sarı boyalı evin bahçesinde kuşçu Salim’in arkadaşları ile toplanmış kümesten kuş alış verişi yaptıklarını sanıyordum. Oysa işin aslı astarı öğle değilmiş. Bunu manavcı Halit abi söylediğinde öğrenmiştim. Şeytanlık, üç kağıtçılık dendiğinde dünyada üstümüze yoktur. Deyim yerindeyse şeytanın cebinden parasını alırlar şeytanın haberi olmaz.
Bizim o güne kadar masum bildiğimiz kuşçu Salim abi meğerse kümesler arası esrar gönderiyormuş.
Bir başka mahallenin kuşçusu en ayar kuşunu eliyle getirir teslim edermiş. Malın  parasını da peşin verirmiş. Ertesi gün ikindi vaktinde kuşçu Salim ufak balonların içine verilen miktar kadar malı koyar kuşun ayağına bağlar kuşu salarmış.  Kümesten kalkan kuş doğru sahibinin kümesine inermiş.

Sizin anlayacağınız insanların ölümüne sebep olan bu zıkkım, kuşlarla nakledilirmiş. Dedim ya Osmanlı’dan kalan kuş uçurtarak yapılan haberleşme  bundan elli yıl önce de kullanılıyormuş. O gün kendi kendime karar vermiştim bu mahallede kalırsam benim de sonum bu, böyle bir olaya maruz kalacağım ya da aktif içici olarak hayatımı söndürecektim.

Sabah ilk işim manavcı Halit abiden üç günlük yevmiyemi alıp daha nezih bir yerde helalinden para kazanmak, kazanırken huzurlu bir şekilde yemek idi. Öyle de oldu. Ben de babam gibi dürüsttüm.

Bir kere bize bahşedilen hayatı kimsenin etkisinde kalmadan yaşamak ne güzel.

(devam edecek)

ÜZÜMÜN KARDEŞLİĞİ

17 Eki 2016

2

John Fante

Fante’nin daha geç yaşlarda yazdığı romanlardan. Bunker Tepe’sinden önce yazdığı.

Üzüm kardeşliği şarap demek. Bu roman yine Fante’nin gerçek yaşamından, yani otobiyografik bir roman. Fante, artık ünlenmiş bir yazar, evli, çocuğu var.

Kardeşinden bir telefon gelir, yaşlı anne babası boşanacaktır. O da hemen doğup büyüdüğü yerlere gider. Annesi ev hanımı, babası duvar ustasıdır, İtalyan kökenli aile, yoksul.

Fante, ailesini, kardeşlerini görür, anıları canlanır. Babası, Fante’nin çocukluğunda olduğu gibi yine onunla birlikte duvarcı olmasını ister. Babası yeni bir iş almıştır. Bir taş ev inşa edecektir. Fante’ye gel birlikte yapalım der.

Bildiğimiz Fante kalemi yine. Duyarlı, film gibi, canlı, sürükleyici, gerçek.

Bir yazar ve ailesi. Fante, hiç olmayacak bir aileden yazar oluyor. Küçüklüğünde kütüphanede keşfettiği kitaplar sayesinde. Dostoyevski, Hamsun gibi.

Bu kitapta çok az da olsa argo ve küfür var. Bunun dışında yine iyi kitap.

Not:3/4

KAFASINA GÖRE

17 Eki 2016

1

Eğlenceli, dolu ve hoş bir dergi.

Oscar Wilde, Nilüfer, Mert Fırat, Steinbeck, Stephen King, Şener Şen, Oğuz Atay. Derginin son sayısının konuklarından birkaçı.

Gerçekten de kafasına göre bir dergi. Her telden yazılar var, her konudan. Araştırma, röportaj, öykü, deneme, makale, şiir, sinema, günlük, vb. Engin Akyürek de düzenli olarak yazıyor.

Genel olarak bir kültür edebiyat dergisi denilebilir, renkli yazılar ve öyküler var. Onuncu sayıya geldiler, çeşitli yazarlarla.

Mutluluk veren dergi. Okunur.

TATİL BLUES

06 Ağu 2016

TATİL

Sabah erken denize gittik. Güneş bastırmadan  fotoğraflar çektim. Tatil de bitecek. Pek bir şey anlamadım diyeceğim yine sonunda. Tadını çıkaramadım.

Yalnız olmaya çektiğim özlem mi deseeem.  Aile ile bile bazen hayat çekilmiyor. Her kafadan bir ses. Daraldı içim.

İstanbul’a gidince acısını çıkarmam lazım. Uzun zamandır buluşmadığım bir ablam var. Onunla gezicem bir hafta sonu. Kafa dengi.

Belki bir gün kendi yazlığım olur, tercihen Büyükada’da. Ya da başka bir adada. Hayatın basit, insanların sade olduğu bir adada. İtalya, Yunanistan, Fransa gibi romantik bir yer de olabilir. Capri gibi. Como Gölü de güzel ama göl olmasın ada olsun.

İkea’ya gidip pax sistem dolap almalıyım, nereye koyacağımın planını yapmalıyım. Çalışma masası aldım. Onu monte edeyim çekmecelerini dönünce.

Şimdi işe döncem ya haftaya, İsrailli komşum kadın var, butiği var, kuyumcusu var. Gidince, dükkanındaki ürünlere bakınca, bana her şeyi göstermez, güzellerini kendine saklar. Tara adı. Ben de ona derim ki, ben İsrailli değilim şekerim, öyle hinliklerim yok benim. Çok güler.

Gün boyu spontane espriler yaparız. Kırk bin tane tilki döner kafasında bir de eli maşalıdır.

BALKONDA

06 Ağu 2016

BALKONDA

Balkonda oturuyorum şu an.

Denizi seyrediyorum. İnsan seslerinden dalga seslerini duyamıyorum. Anca gece olunca, yani sabaha karşı uykuya dalabiliyorum. İnsanlar evlerine gidince, sessizlik çöküyor ve işte o zaman her şey olması gerektiği gibi oluyor. İşte diyorum, işte beklediğim an.

Dalga sesleriyle uykuya dalmak çok güzel. Bedeli geç saatlere kadar uyumak olsa da. Normal zaman olsa o kadar uyuyamam. Şimdi tatil, şimdi dinlenmek lazım. Bütün bir yıl bu günlerin özlemini çekiyoruz.

Deniz demek de denize git, banyo yap, yemek yap, bulaşık yıka, demek.

Şimdi düşünüyorum balkonda da, her şey ne kadar boş. Ben de her şeyi boşvermek istiyorum. Ama nasıl olur bilmiyorum. Biraz yapıyorum gibi hissediyorum bazen. Bazen de beceremiyorum gibi geliyor.

Balkondan uzaklara bakıp düşünüyorum boş boş. Lisede edebiyat okudum. Açık Öğretim İktisat sonra. Muhasebe kursuna gittim.  18 yaşımda çalışmaya başladım. Hayatımda adam gibi adama bir kez rastladım o da olmadı. Alevi idi. Sonra borsada dealer oldum. Kardeşim de resim mezunu işsiz.  Çok kilo aldım bu aralar. Annem utanmasan işe pijamalarınla gideceksin diyor.

Öyle işte kendi halinde bir hayat. Tatil iyi çünkü yıl boyu masa başında işim.

DEDEMİN KUZENİ

06 Ağu 2016

DEDE

 

Dedemlerin ailesi ikiye bölünmüş bir zamanlar. Anne dedem yani. Dedem Mardin’de kalmış, dedemin kuzeni mesela Suriye tarafında kalmış. Annem de Mardin’de doğmuş. Dedem, İstanbul’a geliyor daha sonra. Hatta dedem Mardin’den ilk çıkan ve İstanbul’a gelen kişi.

Birbirine düşkün bir aile o zaman bizimkiler. Bizim o Suriye’de kalan kuzenin oğlu oluyor. Haşim. Haşim de daha sonra İstanbul’a geliyor, öğrenci olarak. O zaman Haşim ve teyzem, dayım çok samimi oluyorlar. Hep birlikteler. Aynı yaştalar üçü de.

Haşim, teyzeme aşık oluyor, evlenmek istiyor. Teyzem istemiyor. Haşim, üniversiteden sonra Amerika’ya yerleşiyor. Colorado’ya. Orda çalışıyor ve evleniyor. Teyzem de evlenip Colorado’ya yerleşiyor. Bir tesadüf bu. Teyzemin kocası iyi bir adam çıkmıyor, biraz deli, biraz ruh hastası. Teyzem mutlu olmuyor, adam zengin ama teyzeme para harcatmıyor. Aynı evin içindeler ama hayatları birbirine uzak.

Teyzemin kocasının da kökü Mardin. Mardin öncesi ise Mısır. Teyzemle kocası hala Amerika’dalar. Haşim’in çocukları oldu, boşandı, sonra torunları da oldu. Haşim’in torunları ile teyzemin torunları aynı okula gidiyorlar şimdi. Okulda karşılaşıyorlar. Arkadaş oldular. Bence Haşim hala teyzemi seviyor. Teyzem ise bu konuyu düşünmek istemiyor.

Biz ise ikisine de söylemeden aile içinde onları konuşuruz. Acaba evlenseler daha iyi mi olurdu, diye. Haşim, iyi biri, yumuşak, hoş insan. Biz teyzemin boşanmasını çok istedik. İstanbul’a çağırdık defalarca ama boşanmadı. İstemedi. Sevgiden değil de sanıyoruz para durumu rahatlığından. Adam cimri de olsa yine de rahat bir hayat. Haşim’in boşandığı eşi Fransız idi.